Kaynak: Rakip sitedeki en çok aranan ilaçlar önceliğine göre TİTCK KÜB/KT dokümanlarından eklenmiştir.
DİCLOFLAM 50 MG KAPLI TABLET prospektüsü nasıl okunmalı?
Bu sayfa, DİCLOFLAM 50 MG KAPLI TABLET için ulaşılabilen prospektüs bilgisini daha okunabilir bir sırayla sunmak için hazırlanmıştır. Prospektüs metninde özellikle etken madde, kullanım amacı, kullanmadan önce dikkat edilmesi gerekenler, olası yan etkiler, saklama koşulları ve sağlık profesyoneline danışılması gereken durumlar birlikte değerlendirilmelidir.
Hızlı kontrol noktaları
- Etken madde: DIKLOFENAK POTASYUM
- Ruhsat sahibi/firma: Santa Farma İlaç San. A.Ş.
- Belge türü: Kullanma Talimatı (KT) ve Kısa Ürün Bilgisi (KÜB)
Kaynak ve güvenlik notu
İçerikler resmi prospektüs kayıtları, üretici yayımları ve doğrulanabilir ürün bilgilerinden derlenir. Prospektüsler zaman içinde güncellenebileceği için bu sayfa tıbbi tavsiye yerine geçmez; ilaç kullanımı, doz değişikliği veya bırakma kararı için doktorunuza ya da eczacınıza danışın.
Eksik veya güncelliğini yitirmiş bir bilgi fark ederseniz iletişim sayfasından ilaç adı, barkod veya varsa belge bağlantısıyla bildirebilirsiniz.
Kısa Ürün Bilgisi (KUB)
Kaynak: Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) onaylı doküman. Onay tarihi: 30/03/2026
1
KISA ÜRÜN BİLGİSİ
1. BEŞERİ TIBBİ ÜRÜNÜN ADI
DİCLOFLAM
® 50 mg kaplı tablet
2. KALİTATİF VE KANTİTATİF BİLEŞİM
Etkin madde:
Diklofenak potasyum 50 mg
Yardımcı maddeler:
Sukroz 67,45 mg
Sodyum nişasta glikolat 17 mg Yardımcı maddeler için Bölüm 6.1’e bakınız.
3. FARMASÖTİK FORM
Kaplı Tablet. Kırmızı-kahve renkte her iki tarafı bombeli kaplı tabletler.
4. KLİNİK ÖZELLİKLER
4.1. Terapötik endikasyonlar
DİCLOFLAM
®,
- Baş ağrılarının (migren ve gerilim tipi gibi), - Boyun, bel ve eklem ağrıları ile miyalji gibi akut kas -iskelet sistemi ağrılarının yanı sıra, travma ve burkulmalar gibi yaralanmalar sonrası oluşan ağrı, enflamasyon ve şişliklerin, - Diş ve ortopedik cerrahi müdahaleler sonrası gelişen ağrı, enflamasyon ve şişliklerin, - Osteoartrit, romatoid artrit, ankilozan spondilit ve akut gut artritigibi romatizmal hastalıkların, primer dismenore ve pelvik enflamatuar hastalık gibi jin ekolojik hastalıklara bağlı ağrılı ve enflamasyonlu semptomların tedavisinde endikedir.
4.2. Pozoloji ve uygulama şekli
Pozoloji:
Genel bir öneri olarak, doz kişiye göre ayarlanmalıdır. İstenmeyen etkiler, semptomları kontrol altına almak için önerilen en düşük dozun en kısa sü rede kullanılmasıyla azaltılabilir (bkz. Bölüm 4.4).
Uygulama sıklığı ve süresi: Tavsiye edilen başlangıç dozu günde 100-150 mg’dır. Daha hafif vakalarda, günde 50-100 mg genellikle yeterlidir.
Günlük toplam doz genellikle 2-3 bölünmüş doz olarak verilmelidir.
2
Primer dism enorede gü nlük doz kişiye gö re ayarlanmalıdır ve g enellikle 50 -150 mg‘dır. Başlangıçta 50 - 100 mg dozda verilmeli ve gerekirse, birkaç menstrüel siklus içinde günde en fazla 150 mg’a yükseltilmelidir. Tedaviye ilk s emptomlar gö rülünce b aşlanmalı ve semptomatolojiye bağlı olarak birkaç gün devam edilmelidir.
Uygulama şekli:
Ağızdan kullanım içindir. Kaplı tabletler bir miktar sıvıyla birlikte, tercihen yemekten önce yutulmalı ve bölünmemeli ya da çiğnenmemelidir.
Özel popülasyonlara ilişkin ek bilgiler:
Pediyatrik popülasyon: DİCLOFLAM® kaplı tabletlerin çocuklarda ve 14 yaşından küçük ergenlerde kull anılması önerilmez. 14 yaş ve üzerindeki ergenlerde günde 50 – 100 mg alınması, genellikle yeterlidir. Günlük toplam doz genellikle, 2-3 doza bölünm elidir. Maksimum günlük doz (150 mg ), aşılmamalıdır.
Geriyatrik popülasyon: (65 yaş ve üzeri): DİCLOFLAM®’ın farmakokinetiği yaşlı hastalarda klinik olarak anlamlı düzeyde bozulmamasına rağmen, non-steroidal antienflamatuar ilaçlar genel olarak, istenmeyen etkilere daha eğilimli olan bu gibi hastalarda dikkatli kullanılmalıdırlar. Özellikle hassas veya vücut ağırlığı düşük olan yaşlı hastalarda en düşük etkili dozun kullanılması ve hastanın NSAİİ ilaç tedavisi boyunca gastro-intestinal kanama olasılığına karşı takip edilmesi önerilmektedir (bkz. Bölüm 4.4).
Bilinen kardiyovasküler hastalık ya da önemli kardiyovasküler risk faktörleri: Diklofenak, konjestif kalp yetmezliği (NYHA II-IV), iskemik kalp hastalığı, periferik arter hastalığı ve / veya serebrovasküler hastalığı olan hastalarda kontrendikedir (bkz. bölüm 4.3).
Konjestif kalp yetmezliği (NYHA-I) veya kardiyovasküler hastalıklar için önemli risk faktörleri olan hastalar sadece dikk atlice değerlendirildikten sonra diklo fenak ile t edavi edilmelidir. Diklofenak ile kardiyovasküler riskler doz ve maruz kalma süresi ile birlikte artabileceğinden, en düşük etkili günlük doz mümkün olan en kısa süreyle kullanılmalıdır (bkz. bölüm 4.4).
Böbrek yetmezliği: DİCLOFLAM® böbrek yetmezliği olan hastalarda kontrendikedir (bkz., bölüm 4.3.). Böbrek yetmezliği olan hastalarda spesifik çalışmalar yürütülmediğinden, spesifik doz ayarlamasına ilişkin önerilerde bulunulamaz. Hafif ila o rta şiddette böbrek yetmezliği olan hastalara DİCLOFLAM® uygulanırken dikkat edilmelidir (bkz., bölüm 4.4.)
Karaciğer yetmezliği: DİCLOFLAM® karaciğer yetmezliği olan hastalarda kont rendikedir (bkz., bölüm 4.3.). Karaciğer yetmezliği olan hastalarda spesifik çalışmalar yü rütülmediğinden, spesifik doz ayarlamasına ilişkin önerilerde bulunulamaz. Hafif ila orta şiddette karaciğer yetmezliği olan hastalara DİCLOFLAM® uygulanırken dikkat gösterilmelidir (bkz., bölüm 4.4.)
3
4.3. Kontrendikasyonlar
• Etkin madde diklofenak potasyuma ya da y ardımcı maddelerinden herhangi birisine karşı aşırı duyarlılığı olan kişilerde kullanılmamalıdır. • Aktif mide veya bağırsak ülseri, kanama veya perforasyon varlığında (bkz. Bölüm
4.4 ve 4.8),
• Önceki bir NSAİİ tedavisi ile ilişkili gastrointestinal kanama veya perforasyon öyküsü •Aktif veya nükseden peptik ülser/hemoraji ya da bu yönde tıbbi öykü (iki veya daha fazla kanıtlanmış ülserasyon veya kanama epizodu) •Gebeliğin son trimesterinde (bkz. Bölüm 4.6), •Karaciğer yetmezliğinde •Böbrek yetmezliğinde •İskemik k alp hastalığı, p eriferal arter hastalığı, serebrovasküler hastalık ve konj estif kalp yetmezliği (NYHA sınıflandırması II-IV) durumlarında •Daha önceden diğer nonsteroidal antiinflamatuvar ilaçlar (NSAİİ) gibi,
DİCLOFLAM
® da ibuprofen, asetilsalisilik asit veya diğer NSAİİ’lerin kullanımı sonucu astım, anjiyoödem, ürtiker veya akut rinit atağı tetiklenen hastalarda kontrendikedir (bkz. Bölüm 4.4 ve 4.8). •Koroner arter bypass greft (CABG) cerrahisinde peri-operatif ağrı tedavisinde kontrendikedir (UYARILAR bölümüne bakınız).
4.4. Özel kullanım uyarıları ve önlemleri
Kardiyovasküler (KV) Risk: • NSAİ ilaçlar ölümcül olabilecek KV trombotik olaylar, miyokard infarktüsü ve inme riskinde artışa neden olabilir. Bu risk kullanım süresine bağlı olarak artabilir. KV hastalığı olan veya KV hastalık risk faktörlerini taşıyan hastalarda risk daha yüksek olabilir. • DİCLOFLAM ® koroner arter byp ass g reft (CABG) cerrahisinde p eri-operatif ağrı tedavisinde kontrendikedir
Gastrointestinal (GI) Risk:
• NSAİ il açlar k anama, üls erasyon, mide v eya b ağırsak perforasyonu gibi ölüm cül olabilecek ciddi GI istenmeyen etki riskinde artışa yol açarlar. Bu istenmeyen etkiler herhangi bir zamanda, önceden uyarıcı bir s emptom vererek veya v ermeksizin ortaya çıkabilirler. Yaşlı hastalar ciddi GI etkiler bakımından daha yüksek risk taşımaktadırlar.
Genel: Semptomları kontrol altına almak için gereken en düşük etkili doz, en kısa sü re boyun ca kullanılarak istenmeyen etkiler minimize edilebilir (bkz. Bölüm 4.2).
Sinerjistik faydaları olduğuna dair kanıt olmadığı ve ilave istenmeyen etki potansiyeli nedeniyle; DİCLOFLAM®, siklooksijenaz-2 selektif inhibitörleri gibi sistemik NSAİİ ilaçlarla eşzamanlı kullanılmamalıdır (bkz. Bölüm 4.5).
4
Temel tıbbi g erekçelerden dol ayı y aşlılarda dikkatli kull anılmalıdır. Ö zellikle, h assas veya düşük vücut ağırlığına sahip yaşlılarda en düşük etkili dozun kullanılması önerilmektedir (bkz. Bölüm 4.2).
Diklofenak dahil olmak üzere diğer NSAİİ ilaçlarda olduğu gibi, ilaca daha önce maruziyet olmaksızın anafilaktik/anafilaktoid reaksiyonlar dahil alerjik reaksiyonlar meydana gelebilir (bkz. Bölüm 4.8). Aşırı duyarlılık reaksiyonları aynı zamanda miyokard enfarktüsüne yol açabilecek ciddi bir alerjik reaksiyon olan Kounis sendromuna da yol açabilir. Bu tür reaksiyonların ilk semptomları, diklofenaka karşı alerjik reaksiyonla bi rlikte ortaya çıkan göğüs ağrısını içerebilir. Diğer NSAİİ ilaçlarda olduğu gibi diklofenak, farmakodinamik özellikleri nedeniyle enfeksiyon belirti ve semptomlarını gizleyebilir.
Gastrointestinal Etkiler:
Ölümcül olabilen gastrointestinal kanama (hematemez, melena), ülserasyon veya perforasyon diklofenak dahil tüm NSAİİ’lerle bil dirilmiştir ve t edavi sırasında h erhangi bir zamanda, uyarıcı bir belirti ya da ciddi gastrointestinal olay hikâyesi olsun veya olmasın görülebilir. Bunlar g enellikle yaşlılarda daha ciddi sonuçlar doğurur. DİCLOFLAM ® kullanmakta ol an hastalarda gastrointestinal kanama veya ülserasyon geliştiği takdirde ilaç kesilmelidir.
Bütün NSAİİ’ler gibi DİCLOFLAM ® da; gastrointestinal (GI) hastalık düşündüren semptomları olan veya mide v eya b arsak ülseri, kanama ya da perforasyon düşündüren anamnez veren hastalarda ihtiyatla reçete edilmeli ve bu hastalar, tedavi sırasında yakından izlenmelidir (bkz. bölüm 4.8). Gastrointestinal kanama riski, NSAİİ dozu yükseldikçe, ö zellikle k anama v eya perforasyon şeklinde bir komplikasyonun geliştiği ülser anamnezi veren hastalarda ve yaşlılarda olmak üzere artar.
Bir NSAİİ ile tedavi sırasında ciddi bir Gİ advers olay gelişen her beş hastadan yalnızca biri semptomatiktir. NSAİİ'ler nedeniyle üst Gİ ülser, majör kanama veya perforasyonların, 3 ila 6 ay süreyle tedavi edilen hastaların yaklaşık %1'inde, bir yıl tedavi gören hastaların ise yaklaşık %2-4'ünde meydana geldiği görülmektedir. Uzun süreli tedavi sırasında bu eğilimlerin devam etmesi, hastanın tedavisinin herhangi bir safhasında ciddi bir Gİ ola y gelişme olasılığını arttırmaktadır. Bununla birlikte, kısa süreli tedavi dahi risksiz değildir. NSAİİ kullanan, önceden peptik ülser ve/veya Gİ kanama hikayesine sahip hastalarda, bu risk faktörlerine sahip olmayan hastalara kıyasla Gİ kanama gelişme ris ki 10 kat fazladır. NSAİİ'ler ile tedavi edilen hastalarda Gİ kanama riskini arttırabilecek diğer faktörler; oral kortikosteroidlerle tedavi, antikoagülanlarla tedavi, NSAİİ'ler ile tedavinin uzaması, sigara kullanımı, alkol kullanımı, ilerlemiş yaş ve genel sağlık durumunun kötü olmasıdır.
NSAİİ ile tedavi edilen hastalarda, olası Gİ yan etki riskini en aza indirmek için, ilacın en düşük etkili dozu ve en kısa süreyle kullanılması önerilir. NSAİİ tedavisi sırasında, hastalar ve hekimler, gastrointestinal ülserasyon ve kanama belirtileri açısından dikkatli olmalı; ciddi bir Gİ yan etki olasılığı dışlanamıyorsa, derhal ek değerlendirme ve tedavi başlatılmalıdır. Yüksek riskli hastalarda, NSAİİ içermeyen alternatif tedavi seçenekleri değerlendirilmelidir.
Başta ölüm cül olabilecek gastrointestinal kanama ve perforasyon olmak üzere NSAİİ’lere advers reaksiyon sıklığı yaşlılarda daha yüksektir (bkz. bölüm 4.2)
Özellikle kanama veya perforasyon gibi komplikasyonların eşlik ettiği vakalarda olmak üzere
5
ülser anamnezi veren hastalardaki ve yaşlılardaki gastrointestinal toksisite riskinin azaltılması için tedaviye, etkili en düşük dozla başlanmalı ve devam edilmelidir.
Bu hastalarda, ayrıca düşük doz asetilsalisilik asit (ASA) veya gastrointestinal riski artırma olasılığı bulunan diğer t ıbbi ürünlerin de kull anılması gereken hastalarda, proton pompası inhibitörleri veya mi zoprostol gibi koruyucu ilaçlarla oluşturulacak kombinasyonların kullanılması düşünülmelidir (bkz. Bölüm 4.5).
Gastrointestinal toksisite anamnezi veren h astalar ve özellikle de ileri yaştakiler; alışılmadık herhangi bir abdominal semptomu (özellikle gastrointestinal kanamayı) mutlaka bildirmelidir.
Sistemik kortikosteroidler, varfarin gibi antikoagülanlar, asetilsalisilik asit gibi anti- trombosit ilaçlar veya selektif serotonin geri-alım inhibitörleri gibi, ülserasyon veya kanama riskini artıran ilaçlar kullanan hastalarda dikkatli olunması önerilir (bkz. Bölüm 4.5).
Ülseratif kolit veya Crohn hastalığı vakalarında da, mevcut hastalığın alevlenme ol asılığı nedeniyle dikkatli olunması ve yakın tıbbi gözetim gerekir (bkz. bölüm 4.8).
Diklofenak da dahil olmak üzere NSAİİ’ler, gastrointestinal anastomoz sızıntısı riskinde artışla ilişkili olabilir. Gastrointestinal cerrahi sonrası diklofenak kullanılırken yakın tıbbi gözetim yapılması ve dikkatli olunması önerilir.
Hepatik etkiler:
Karaciğer fonksiyon bozukluğu olan hastalarda da DİCLOFLAM ® verilirken, mevcut hastalığın alevlenme olasılığı nedeniyle yakın tıbbi gözetime ihtiyaç vardır.
Diklofenak dahil diğer NSAİİ’lerde olduğu gibi, hastaların %15 kadarında bir veya birden fazla karaciğer enzim değerleri yükselebilir. Laboratuvar anormallikleri ilerleyebilir, değişmeden kalabilir veya t edavinin devam etmesiyle g eçici olabilir. NSAİİ’le gerçekleştirilen klinik çalışmalarda h astaların yaklaşık %1’inde ALT ve A ST seviyelerinde dikk ate değer artışlar (normal düzeyin üst limitinin üç katı veya daha fazla) bildirilmiştir. Ayrıca, seyrek olarak, ikter ve ölümcül fulminan hepatit, karaciğer nekrozu ve karaciğer yetmezliği gibi, bazıları ölümle sonuçlanmış şiddetli hepatik reaksiyon vakaları da bildirilmiştir. Uzun süreli DİCLOFLAM ®
tedavisinde bir önlem olarak karaciğer fonksiyonlarının düzenli takibi önerilmektedir. Anormal karaciğer fonksiyonları devam eder veya kötüye giderse, karaciğer hastalığı geliştiğine işaret eden klinik bulgu ve belirtiler bulunursa veya eozinofili, döküntü v.b. diğer durumlar ortaya çıkarsa DİCLOFLAM ® tedavisine son verilmelidir. Diklofenak kullanımıyla herhangi bir ön belirti olmaksızın hepatit gelişebilir.
DİCLOFLAM
® , h epatik po rfirisi ol an h astalarda, atak başlatabileceğinden dikk atli kullanılmalıdır.
Renal Etkiler:
Diklofenak dahil NSAİİ tedavisiyle sıvı retansiyonu ve ödem bildirildiğinden; kardiyak veya renal fonksiyon bozukluğu olan, hipertansiyon anamnezi veren, ileri yaşta olan, aynı zamanda diüretik veya böbrek fonksiyonunu anlamlı ölçüde etkileyen tıbbi ürünler kullanan ve herhangi bir nedenle (örneğin majör cerrahi öncesi ve sonrası) gelişebilen önemli ekstraselüler hacim eksikliği olan hastalarda özel dikkat gereklidir (bkz. Bölüm
6
4.3). Bu nedenle DİCLOFLAM
® kullanırken bir önlem olarak böbrek fonksiyonlarının takibi önerilmektedir. İlaç kesildikten sonra genelllikle tedavi öncesi duruma dönülür. Uzun süreli NSAİİ kullanımı renal papiller nekroz ve diğer renal hasarlara yol açmaktadır. Ayrıca, renal prostaglandinler renal perfüzyonun idamesinde kompanse edici bir rol oynadığı için, hastalarda renal toksisite de görülmüştür. Bu durumdaki hastalara NSAİİ uygulanması prostaglandin sentezinde ve ikincil olarak da renal kan akımında doza bağlı bir azalmaya sebep olabilmekte, bu da renal dekompansasyonu hızlandırabilmektedir. Böyle bir reaksiyonun gözlenme riskinin çok yüksek olduğ u hastalar böbrek fonksiyonlarında bozulma, kalp yetmezliği, karaciğer disfonksiyonu olanlar, diüretik ve anjiyotensin dönüştürücü enzim (ADE) inhibitörü kullananlar ve yaşlılardır. Diklofenak dahil NSAİİ tedavisiyle sıvı retansiyonu ve ödem bildirildiğind en; kardiyak veya renal fonksiyon bozukluğu olan, hipertansiyon anamnezi veren, ileri yaşta olan, aynı zamanda diüretik veya böbrek fonksiyonunu anlamlı ölçüde etkileyen tıbbi ürünler kullanan ve herhangi bir nedenle (örneğin majör cerrahi öncesi ve sonras ı) gelişebilen önemli ekstraselüler hacim eksikliği olan hastalarda özel dikkat gereklidir(bkz., Bölüm 4.3). Bu nedenle DİCLOFLAM ®
kullanırken bir önlem olarak böbrek fonksiyonlarının takibi önerilmektedir. İlaç kesildikten sonra genellikle tedavi öncesi duruma dönülür. İlerlemiş Böbrek Hastalıkları:
DİCLOFLAM
® ’ın ilerlemiş böbrek hastalığı olan hastalarda kullanımına ilişkin kontrollü çalışmalarda elde edilmiş bir bilgi bulunmamaktadır. Bu nedenle, ilerlemiş böbrek hastalığı olan hastalarda DİCLOFLAM ® tedavisi önerilmemektedir. Eğer DİCLOFLAM ® tedavisi başlatılmışsa hastanın renal fonksiyonlarının yakından takip edilmesi önerilir.
Deri Reaksiyonları: Eksfoliyatif dermatit, Stevens-Johnson sendromu ve toksik epidermal nekroliz gibi; bazıları ölümcül ciddi deri reaksiyonlarının, DİCLOFLAM® dahil NSAİİ kullanımına nadiren eşlik ettiği bildirilmiştir (bkz. bölüm 4.8). Bu reaksiyonların gelişme riskinin en fazla olduğu dönem, tedavinin başlangıç dönemi olarak gözükmekte ve söz konusu komplikasyonlar vakaların büyük bölümünde, tedavinin birinci ayı içerisinde ortaya çıkmaktadır. Tedavi sırasında deri döküntüsü, mukoza lezyonları veya diğer herhangi bir aşırı duyarlılık belir tisi ortaya çıkarsa; DİCLOFLAM® kullanılmasına son verilmelidir.
SLE ve Bağ Dokusu Hastalığı: Sistemik lupus eritematozusu (SLE) ve karışık bağ dokusu hastalıkları olan hastalarda, aseptik menenjit riski artabilir (bkz. Bölüm 4.8).
Kardiyovasküler Etkiler:
Hipertansiyon
Diğer tüm NSAİİ'lerde olduğu gibi, DİCLOFLAM®da hipertansiyon oluşumuna veya daha önceden mevcut olan hipertansiyonun kötüleşmesine neden olur ve bu iki durum da kardiyovasküler olay riskinin artmasına yol açabilir. Tiyazid grubu diüretikler ya da kıvrım diüretikler ile tedavi edilen hastal arın NSAİİ'leri kullanırlarken diüretik tedaviye yanıtları azalabilir. DİCLOFLAM®da dahil, NSAİİ'ler hipertansiyonlu hastalarda dikkatli
7
kullanılmalıdır. DİCLOFLAM®tedavisi başlangıcında ve tedavi seyri boyunca kan basıncı (KB) yakından izlenmelidir. Konjestif kalp yetmezliği ve ödem: Diklofenak tedavisine, konjestif kalp yetmezliği olan hastalar (NYHA-I) veya kardiyovasküler ol aylar için önemli risk faktörlerini (örneğin, hipertansiyon, hiperlipidemi, diyabetes mellitus, sigara gibi) taşıyan hastalarda, ancak dikkatli bir değerlendirme sonrasında başlanmalıdır. Özellikle yüksek dozda kullanımında (günlük 150 mg) ve uzun süreli tedavilerde bu riskin arttığı görülmüştür. Bu yüzden, diklofenak tedavisinde mümkün olan en kısa tedavi süresi ve en düşük etkili doz t ercih edilmelidir. Sağlık mesleği m ensuplarının hastaların diklofenak tedavisine devam etme gerekliliğini düzenli olarak tekrar değerlendirmelidir.
Diklofenak dahil NSAİİ tedavisi ile ilişkili olarak sıvı tutulumu ve ödem bildi rildiği i çin hipertansiyon öyküsü ve konjestif kalp yetmezliği (NYHA-I) olan hastalar için uygun izlem ve tavsiye gereklidir.
Kardiyovasküler Trombotik Olaylar: Çok sayıda s elektif ve non -selektif COX-2 inhibitörü ile y apılan, 3 yıla v aran klinik çalışmalarda ölümcül olabilen, ciddi kardiyovasküler (CV) trombotik olay, miyokard infarktüsü ve inme riskinde artma gösterilmiştir. COX-2 selektif ve non-selektif tüm NSAİİ’lar benzer risk taşıyabilir. Kardiyovasküler hastalığı olduğu veya kardiyovasküler h astalık riski taşıdığı bilinen hastalar daha yüksek bir risk altında olabilir. Önceden görülmüş bir kardiyovasküler semptom olmasa bile h ekim ve hasta böyle ol ay gelişimlerine karşı tetikte olmalıdır. Hasta, ciddi k ardiyovasküler ol ayların semptom v e/veya b elirtileri ile bunların görülmesi halinde yapması gerekenler konusunda bilgilendirilmelidir.
Eş zamanlı olarak aspirin kullanımının, NSAİİ kullanımına bağlı artmış ciddi kardiyovasküler trombotik olay riskini azalttığı yönünde tutarlı bir kanıt bulunmamaktadır. NSAİİ’ nin aspirinle eş zamanlı olarak kullanımı ciddi GI olay görülme riskini artırmaktadır.
CABG ameliyatını takip eden ilk 10-14 günlük dönemde ağrı tedavisi için verilen COX- 2 selektif bir NSAİİ ü zerinde gerçekleştirilen iki büyük, kontrollü klinik çalışmada miyokard infarktüsü ve inme insidansında artış görülmüştür (bkz. Bölüm 4.3).
Diklofenakın da dahil olduğu NSAİİ’ler ile özellikle yüksek dozda ve uzun süreli tedavi, ciddi kardiyovasküler trombotik olaylarda (miyokard infarktüsü ve inme d ahil) kü çük bir artış ile ilişkili olabilir.
Hastalar u yarı vermeksizin görülebilecek ciddi arteriyotrombotik olayların belirti ve semptomları (örn. göğüs ağrısı, nefes darlığı, güçsüzlük, geveleyerek konuşma) açısından tetikte olm alıdır. Hastalara bu tip bir olay durumunda d erhal hekime b aşvurmaları söylenmelidir.
Hematolojik etkiler:
DİCLOFLAM
® da dahil NSAİİ kullanan hastalarda zaman zaman anemi görülebilmektedir. Bu durum sıvı tutulumu, gizli veya gross GI kan kaybı veya eritropoez sonrası etkinin tam olarak tanımlanmamasına bağlı olabilir.
8
DİCLOFLAM
® ’ın, yalnızca kısa süreli tedavi için kullanılması önerilir. Ancak daha uzun süre kullanılacaksa, diğer NSAİİ’lerde olduğu gibi kan sayımı takibi önerilmektedir.
Diğer NSAİİ’ler gibi, DİCLOFLAM® trombosit agregasyonunu geçici olarak inhibe edebilir.(bkz. Bölüm 4.5). Aspirinin aksine trombosit fonksiyonu üzerindeki etkileri miktar bakımından daha az, daha kısa süreli ve geri çevrilebilir niteliktedir Hemostaz kusuru olan hastalar dikkatle izlenmelidir.
Önceden varolan astım: Astımı, mevsimsel alerjik riniti, burun mukozası şişliği (örneğin burun polipleri), k ronik obstrüktif akciğer hastalığı veya solunum yollarının kronik enfeksiyonları (özellikle alerjik rinit-benzeri semptomlarla b ağlantılı olanlar) olan hastalarda N SAİİ il açlarla astım alevlenmeleri gibi reaksiyonlar (analjezik intoleransı/analjezik-astımı olarak da adlandırılır) ,Quincke ödemi veya ürtiker, diğer hastalara kıyasla daha sık geliştiğinden; bu hastalarda özel önlemler (acil müdaheleye hazırlıklı olmak gibi) önerilir. Bu öneri, diğer maddelere karşı alerjisi olan; örneğin deri reaksiyonları, kaşıntı veya ürtiker geliştiği bilinen hastalar için de geçerlidir.
Anafilaktoid Reaksiyonlar:
Diğer NSAİİ’lerde oldu ğu gibi, anafilaktik/anafilaktoid reaksiyonlar da dahil olmak ü zere alerjik reaksiyonlar, diklofenakı daha ön ce kull anmaksızın da ender ol arak ortaya çıkabilir.
DİCLOFLAM
® aspirin triadı olan hastalara verilmemelidir. Bu semptom kompl eksi, tipik olarak, nazal polipli veya polipsiz riniti olan veya aspirin ya da NSAİİ kullanmalarının ardından şiddetli ve ölümcül olabilen bronkospazm gösteren astımlı hastalarda oluşmaktadır (bkz. Bölüm 4.3 ve 4.4). Anafilaktoid reaksiyon görüldüğünde acil servise başvurulmalıdır.
Enfeksiyon belirtilerini maskeleme:
Diğer NSAİİ’ler gibi, DİCLOFLAM ® da farmakodinamik özelliklerinden dolayı enfeksiyon belirtilerini ve bulgularını maskeleyebilir.
Kadınlarda fertilite:
DİCLOFLAM
® kullanımı, kadın fertilitesini olumsuz etkiler ve h amile k almaya çalışan kadınlarda kull anılması önerilmemektedir. Hamile k almada zorlanan veya kısı rlık incelemesinden geçmekte ol an kadınlarda DİCLOFLAM ® kullanımının durdurulması düşünülmelidir.
Geriyatrik hastalar:
Yaşlılarda temel tıbbi esaslara dikkat edilmelidir. Özellikle çelimsiz/güçsüz veya vücut ağırlığı düşük olan yaşlı hastalarda etkili en düşük dozun kullanılması önerilmektedir.
DİCLOFLAM
® ’ın kortikosteroid yerine geçmesi veya kortikosteroid eksikliğini tedavi etmesi beklenmemelidir. Kortikosterodin aniden kesilmesi hastalığın alevlenmesine s ebep olabilir. Uzun süredir ko rtikosteroid kullanmakta ol an hastalarda bu tedavinin du rdurulmasına karar verilirse, tedavi yavaş ve kademeli olarak azaltmalıdır.
DİCLOFLAM
® ’ın [ateş ve] enflamasyonu azaltıcı farmakolojik aktivitesi, enfeksiyoz olmadığı düşünülen ağrılı durumların komplikasyonlarının tanınmasında ön emli olan bu b elirtilerin sağlayacağı faydayı azaltabilir.
9
DİCLOFLAM®, diğer NSAİİ'ler gibi, miyokard enfarktüsü (kalp krizi) veya inme gibi ciddi kardiyovasküler yan etkilere neden olabilir; bu durumlar hastaneye yatışa ve hatta ölüme yol açabilir. Ciddi kardiyovasküler olaylar uyarıcı belirtiler olmadan da ortaya çıkabilse de, hastalar göğüs ağrısı, nefes darlığı, güçsüz lük, konuşma bozukluğu gibi belirti ve semptomlara karşı dikkatli olmalı ve bu durumlar ortaya çıktığında derhal tıbbi yardım almalıdır (bkz. kardiyovasküler etkiler). DİCLOFLAM®, diğer NSAİİ'ler gibi, gastrointestinal rahatsızlıklara ve nadiren hastaneye yatışa ve hatta ölüme yol açabilecek ciddi gastrointestinal yan etkilere örneğin ülser ve kanama neden olabilir. Ciddi gastrointestinal ülserasyonlar ve kanamalar, uyarıcı semptomlar olmaksızın gelişebilse de, hastalar ülser ve kanamaya işaret edebilecek b elirti ve semptomlara karşı dikkatli olmalı; epigastrik ağrı, dispepsi, melena (siyah renkli dışkı) ve hematemez (kanlı kusma) gibi durumlar gözlemlendiğinde tıbbi yardım almalıdır. Hastalara, bu takibin önemi hakkında bilgi verilmelidir (bkz. Gastrointestinal Etkiler: Ülser, Kanama ve Perforasyon Riski). DİCLOFLAM®, diğer NSAİİ'ler gibi, eksfolyatif dermatit, Stevens-Johnson sendromu (SJS) ve toksik epidermal nekroliz (TEN) gibi hastaneye yatışa ve hatta ölüme yol açabilen ciddi deri reaksiyonlarına neden olabilir. Ciddi cilt reaksiyonları herhangi bir uyarı vermeden ortaya çıkabilse de, hastalar deri döküntüsü, su toplaması, ateş veya kaşıntı gibi aşırı duyarlılık belirtilerine karşı dikkatli olmalı ve bu tür belirti veya semptomlar gözlemlendiğinde derhal tıbbi yardım almalıdır. Hastalara, herhangi bir döküntü gelişmesi durumunda ilacı derhal kesmeleri ve mümkün olan en kısa sürede doktorlarına başvurmaları gerektiği konusunda bilgi verilmelidir. Hastalar, açıklanamayan kilo artışı veya ödem belirtilerini hekimlerine derhal bildirmelidir. Hastalar, hepatotoksisiteye ilişkin uyarı işaretleri ve semptomlar konusunda bilgilendirilmelidir (örneğin: bulantı, halsizlik, uyuşukluk, kaşıntı, sarılık, sağ üst kadranda hassasiyet ve grip benzeri semptomlar). Bu belirtiler ortaya çıkarsa, hastalara tedaviyi derhal kesmeleri ve acilen tıbbi yardım almaları gerektiği bildirilmelidir. Hastalar, hepatotoksisiteye ilişkin uyarı işaretleri ve semptomlar konusunda bilgilendirilmelidir (örneğin: bulantı, halsizlik, uyuşukluk, kaşıntı, sarılık, sağ üst kadranda hassasiyet ve grip benzeri semptomlar). Bu belirtiler ortaya çıkarsa, hastalara tedaviyi derhal kesmeleri ve acilen tıbbi yardım almaları gerektiği bildirilmelidir. Hastalar, anafilaktoid reaksiyon belirtileri konusunda b ilgilendirilmelidir (örneğin: nefes almada zorluk, yüz veya boğazda şişme). Bu belirtiler ortaya çıkarsa, hastaların derhal acil tıbbi yardım almaları gerektiği konusunda uyarılmaları gerekir. Gebeliğin ileri dönemlerinde, diğer NSAİİ'lerde olduğu gibi, DİCLOFLAM® ‘dan kaçınılmalıdır; çünkü duktus arteriyozusun erken kapanmasına neden olabilir. DİCLOFLAM®, sukroz içermektedir. Nadir kalıtımsal fruktoz intoleransı, glukoz -galaktoz malabsorpsiyon veya sukraz -izomaltaz yetmezliği problemi olan hastaların bu il acı kullanmamaları gerekir.
Bu tıbbi ürün her mg 'sinde 1 mmol (23 mg)’den daha az sodyum ihtiva eder; yani esasında “sodyum içermez”.
10
Laboratuvar İzlemi
Ciddi Gİ sistem ülserasyonları ve kanama, uyarıcı semptomlar olmadan ortaya çıkabildiği için, hekimler Gİ kanamanın belirti ya da semptomları açısından hastaları izlemelidirler. Uzun süreli NSAİİ tedavisi gören hastaların tam kan sayımı ve biyokimya profilleri periyodik olarak kontrol edilmelidir. Eğer karaciğer ya da renal rahatsızlıkla uyumlu klinik belirti ve semptomlar gelişirse ya da sistemik belirtiler (örneğin; eozinofili, döküntü, vb.) ortaya çıkarsa ya da karaciğer fonksiyon testleri anormal çıkarsa ya da kötüleşirse DİCLOFLAM ® tedavisi durdurulmalıdır. 4.5. Diğer tıbbi ürünler ile etkileşimler ve diğer etkileşim şekilleri
Diklofenak gastrorezistan kaplı tablet veya diklofenak’ın diğer farmasötik formları kullanılırken aşağıdaki etkileşimler gözlemlenmiştir:
Göz önünde bulundurulması gereken gözlenmiş etkileşimler: Güçlü CYP2C9 inhibitörleri: Diklofenak m etabolizmasının inhibisyonu n edeniyle doruk pl azma konsantrasyonunda ve diklofenak m aruziyetinde ön emli bir artışla sonuçlanabileceğinden diklofenak güçlü CYP2C9 inhibitörleri (vorikonazol gibi) ile birlikte reçete edildiğinde dikkat edilmesi önerilir.
Lityum:
NSAİİ’ler p lazma lityum düzeylerinde artışa ve renal lityum klirensinde azalmaya yol açmaktadır. Ortalama minimum lityum konsantrasyonu % 15 artmış ve renal klirens yaklaşık % 20 azalmıştır. Bu etkiler renal prostaglandin sentezinin NSAİİ tarafından inhibe edilmesine bağlanmaktadır. Dolayısıyla, NSAİİ’ler ve lityum eş zamanlı olarak verildiğinde hasta lityum toksisitesi yönünd en dikkatle izlenmelidir. Birlikte kullanılan diklo fenak, lityumun plazma konsantrasyonlarını yükseltebilir. Serum lityum düzeylerinin izlenmesi önerilir.
Digoksin:
Birlikte kull anılan diklofenak, digoksinin plazma konsantrasyonlarını yükseltebilir. Serum digoksin düzeylerinin izlenmesi önerilir.
Diüretikler ve antihipertansif ajanlar: Diğer NSAİİ’ler gibi, diklofenakın diüretiklerle ya da antihipertansif ilaçlarla [örn. beta- blokörler, A CE inhibitö rleri (anjiyotensin dönüştü rücü enzim inhibitörleri)] bi rlikte kullanılması, vazodilatör prostaglandin sentezinin inhibisyonu yoluyla bunların antihipertansif etkisini azaltabilir. Bu nedenle söz konusu kombinasyonlar dikkatle kullanılmalı ve özellikle ileri yaştakiler olm ak üzere h astaların kan basıncı, belli aralıklarla i zlenmelidir. Hastalar yeterince hid rate d urumda olmalı ve n efrotoksisite riskinin artması n edeniyle böb rek fonksiyonunun, özellikle diü retiklerin veya A CE inhibitörlerinin diklo fenakla bi rlikte kullanılmaya başlanmasının ardından ve sonrasında periyodik olarak izlenmesi düşünülmelidir. (bkz. Bölüm 4.4)
Furosemid:
Klinik çalışmalar ve pazarlama sonrası gözlemler, DİCLOFLAM ® kullanımının bazı hastalarda furosemid ve tiyazidlerin natriüretik etkisini azaltabildiğini göstermektedir. Bu y anıt, renal prostaglandin sentezinin inhibe edilmesine b ağlanmaktadır. NSAİİ’lerle eş zamanlı olarak tedavi uygulandığında h asta, böbrek yetmezliği belirtileri yönünden (bkz. Bölüm 4.4: Renal Etkiler) ve diüretik etkililiğinden emin olmak için yakından izlenmelidir.
11
Varfarin:
Varfarin ve NSAİİ’lerın GI kanamaları üzerindeki etkisi sinerjistik özelliktedir; yani bu iki ilacı birlikte kullanan hastaların ciddi GI kanaması geçirme riski bu iki ilacı tek başlarına kullanan hastalara göre daha yüksektir.
Aspirin:
DİCLOFLAM
® aspirinle birlikte verildiğinde, serbest DİCLOFLAM ® klirensi değişmese de protein bağlama oranı azalmaktadır. Bu etkileşimin klinik açıdan önemi bilinmiyor olm akla birlikte, diğer NSAİİ’lerde olduğu gibi, diklofenak ve aspirinin eş zamanlı olarak verilmesi, advers etki görülme olasılığını artırdığından, genellikle önerilmemektedir.
Siklosporin:
Diğer N SAİİ’lerde olduğu gibi, diklofenak böbrek prostaglandinleri üzerindeki etkileri nedeniyle siklosporin nefrotoksisitesini artırabilir. Bu nedenle, siklosporin kullanmakta olan hastalara, bu ilacı kullanmayan hastalara kıyasla daha düşük dozda verilmelidir.
Takrolimus:
NSAİİ’ler takrolimus ile birlikte verildiğinde nefrotoksisite riskinde bir artış olabilir. Buna hem NSAİİ hem de kalsinörin inhibitörünün renal antiprostagladin etkileri aracılık edebilir.
Hiperkalemiye neden olduğu bilinen ilaçlar: Potasyum tutucu diüretikler, siklosporin, takrolimus ve trimetoprim ile eş zamanlı tedavi serum potasyum düzeylerinin artması ile ilişki li olabilir. Bu nedenle, serum potasyum dü zeyleri düzenli olarak kontrol edilmelidir (bkz. Bölüm 4.4).
Kinolon türevi antibakteriyal ilaçlar: NSAİİ’lerle kinolonların birlikte kullanılmalarından do layı çok ender olarak konvülsiyonl ar bildirilmiştir. Bu durum ön ceden epilepsi veya konvülsiyon öyküsü olan v eya olmayan hastalarda görülebilir. Bu nedenle, zaten bir NSAİİ il aç almakta olan hastalarda kinolon kullanımı düşünülürken dikkatli olunmalıdır.
Göz önünde bulundurulması gereken öngörülen etkileşimler: Siklooksijenaz-2 selektif inhibitörleri dahil diğer NSAİİ’ler ve kortikosteroidler: Diklofenakın diğer sist emik N SAİİ’lerle veya ko rtikosteroidlerle bi rlikte kullanılması, gastrointestinal kanama ve ülserasyon riskini artırabilir. İki veya daha fazla NSAİİ ilacın birlikte kullanılmasından kaçınılmalıdır (bkz. Bölüm 4.4).
Antikoagülanlar ve anti-trombosit ilaçlar: Diklofenakın antikoagülanlarla veya anti-trombosit ilaçlarla bi rlikte kullanılması kanama riskini artıracağından, d ikkatli olunması önerilir (bkz. bölüm 4.4 Özel kullanım uyarıları ve önlemleri). Klinik çalışmalarda diklo fenakın antikoagülanların etkisi üzerinde bir tesiri olduğuna dair bir işaret olmamasına rağmen, diklofenak ve antikoagülanları birlikte alan hastalarda, kanama riskinin arttığına ilişkin bildirimler bulunm aktadır. Bu nedenle böyle hastaların yakından izlenmesi tavsiye edilir. Diğer non-steroid antienflamatuar ajanlarda olduğu gibi, yüksek dozda diklofenak, trombosit agregasyonunu geri dönüşü olarak inhibe edebilir.
Selektif serotonin geri-alım inhibitörleri (SSRI): Diklofenak dahil sistemik NSAİİ’lerin ve selektif serotonin geri-alım inhibitörlerinin birlikte
12
kullanılması, gastrointestinal kanama riskini artırabilir (bkz. Bölüm 4.4).
Antidiyabetikler:
Klinik çalışmalar diklo fenakın oral antidiyabetik ilaçlarla bi rlikte, onların klinik etkilerini etkilemeksizin verilebileceğini göstermiştir. Ancak, diklofenak tedavisi sırasında antidiyabetik ilaçların dozunu ayarlamayı gerektirecek hipoglisemik ve hiperglisemik etkiler görülebildiği izole olarak bildirilmiştir. Bu sebeple, diklofenakın antidiyabetik ilaçlarla birlikte kullanılması sırasında tedbir olarak kan glikoz düzeyinin izlenmesi önerilir.
Fenitoin:
Diklofenak ile eş zamanlı fenitoin kullanımında, fenitoine maruziyette artış beklendiğinden, fenitoin plazma konsantrasyonu takip edilmelidir.
Metotreksat:
Diklofenak, metotreksatın tübüler renal klirensini inhibe edebilir ve bu şekilde m etotreksat düzeyleri artabilir. Metotreksatın k an konsantrasyonları yükselebileceğinden ve bu il aca ait toksisite artabileceğinden, metotreksat tedavisinden önceki veya son raki 24 saat içerisinde diklofenak dahil NSAİİ’ler kullanılırken dikkatli olunması önerilir. Diklofenak da dahil olmak üzere metotreksat ve NSAİİ’ler, birbirleri arasında 24 saat geçmeden verildiğinde ciddi toksisite v akaları bildirilmiştir. Bu etkileşime NSAİİ v arlığında böbrek atılımının bozulmasından kaynaklanan metotreksat birikimi aracılık eder.
Kolestipol ve kolestiramin:
Bu ajanlar diklofenak emilimini g eciktirebilir veya azaltabilir. Dolayısıyla, diklofenak uygulamasının kolestipol/kolestiramin uygulamasından en az bir saat önce veya 4 ila 6 saat sonra gerçekleştirilmesi önerilmektedir.
Kardiyak glikozitler:
Kardiyak glikozitlerin ve NSAİİ’lerin birlikte kullanılması, kalp yetmezliğini şiddetlendirebilir, GFR'yi azaltabilir ve plazma glikozit seviyelerini artırabilir.
Mifepriston:
NSAİİ’ler, mifepriston uygulamasından 8-12 gün sonra kullanılmamalıdır, çünkü NSAİİ’ler, mifepristonun etkisini azaltabilir.
Özel popülasyonlara ilişkin ek bilgiler
Özel popülasyonlara ilişkin ek bilgiler mevcut değildir.
Pediyatrik popülasyon:
Pediyatrik popülasyona ilişkin ek bilgiler mevcut değildir.
4.6. Gebelik ve laktasyon
Genel tavsiye
Gebelik kategorisi: C/D (İlk iki trimesterde C, son trimesterde D)
13
Çocuk doğurma potansiyeli bulunan kadınlar/Doğum kontrolü (Kontrasepsiyon) Çocuk doğurma potansiyeli bulunan kadınlar için herhangi bir öneride bulunulmasını destekleyen veri bulunmamaktadır.
Gebelik dönemi Prostaglandin sentezinin inhibisyonu, gebeliği ve/veya embriyo/fetal gelişimi olumsuz şekilde etkileyebilir. Epidemiyolojik çalışmalardan elde edilen veriler, erken gebelikte bir prostaglandin sentez inhibitörü kullanımından sonra, düşük ve/veya kalp malformasyonu ve gastroşizis riskinde bir artış olduğunu düşündü rmektedir. Kardiyovasküler malformasyon için mutlak risk % 1'den daha düşük bir değerden yaklaşık %1,5'e yükselmiştir.
Riskin, t edavinin do zu ve süresi ile arttığı düşünülm ektedir. H ayvanlarda, bir prostaglandin sentez inhibitörü uygulamasının, implantasyon öncesi ve sonrasındaki kaybın ve embriyo- fetal ölümlerin artmasına neden olduğu gösterilmiştir.
Ayrıca, organogenetik dönemde bir p rostaglandin sentez inhibitö rü verilen hayvanlarda kardiyovasküler olanlar dahil çeşitli malformasyonların insidansının arttığı bildirilmiştir.
Gebeliğin 20. haftasından itibaren DİCLOFLAM ® kullanımı, fetal böbrek fonksiyon bozukluğundan k aynaklanan oligohid ramniosa neden ol abilir. Bu du rum, t edavinin başlamasından kısa bir süre sonra ortaya çıkabilir ve genellikle tedavi k esildiğinde geri dönüşlüdür. Ek olarak, ikinci trimesterde tedaviyi takiben, çoğu tedavinin kesilmesinden sonra düzelen duktus arteriosus daralması raporları mevcuttur. Bu nedenle, gebeliğin birinci ve ikinci trimesterinde çok gerekli olmadıkça DİCLOFLAM ® verilmemelidir. DİCLOFLAM ® , gebe kalmayı deneyen bir kadın tarafından kullanılıyorsa veya gebeliğin bi rinci veya ikinci trimesterinde kullanılıyorsa, doz ol abildiğince düşük tutulmalı ve t edavi sü resi mümkün olduğunca kısa olmalıdır. Gebeliğin 20. haftasından itibaren diklofenak maruziyetinden sonra birkaç gün süreyle oligohid ramnios ve duktus arteriosus daralması i çin antenatal izleme düşünülmelidir. Oligohidramnios veya duktus arteriosus daralması bulunursa DİCLOFLAM ®
kesilmelidir.
Gebeliğin üçüncü trimesterinde tüm prostaglandin sentez inhibitö rleri fetusu aşağıdaki durumlara maruz bırakabilir: Kardiyopulmoner toksisite (duktus arteriosusun erken daralması/kapanması ve pulmoner hipertansiyon) Renal disfonksiyon (yukarı bakınız)
Ayrıca anne ve yenidoğanı, gebelik döneminin sonunda aşağıdaki durumlara maruz bırakabilir: Kanama zamanında olası uzama; çok düşük dozlarda bile meydana gelebilen bir anti- agregan etki Gecikmiş ya da uzamış doğuma yol açacak şekilde rahim kasılmalarının inhibisyonu
Sonuç olarak DİCLOFLAM ® , gebeliğin üçüncü trimesterinde kontrendikedir.
Laktasyon dönemi Diklofenak, diğer NSAİİ’ler gibi anne sütüne az miktarda geçer. DİCLOFLAM ® bu nedenle, bebekte ist enmeyen etkilerin ortaya çıkmasına yol açmamak emziren annelerde
14
kullanılmamalıdır.
Üreme yeteneği / Fertilite Sıçanlar ve tavşanlar üzerinde yapılan üreme çalışmaları, gelişimsel anormalliklere dair herhangi bir bulgu göstermemiştir. Ancak, hayvanlar üzerinde yapılan üreme çalışmaları her zaman insanlardaki yanıtları öngöremez. Gebe kadınlarda yeterli ve iyi kontrollü çalışmalar bulunmamaktadır.
Diğer N SAİİ’ler gibi DİCLOFLAM ® kullanılması da k adınlarda fertiliteyi olumsuz etkileyebileceğinden, gebe kalmak isteyen kadınlarda önerilmez. Gebe kalmakta zorluk çeken ya da kısırlık açısından tetkik edilen kadınlarda DİCLOFLAM ® tedavisinin durdurulması düşünülmelidir. (bkz. Bölüm 5.3)
4.7. Araç ve makine kullanımı üzerindeki etkiler
DİCLOFLAM
® kullanırken görme bozuklukları, baş dönmesi, vertigo, uyku hali ya da diğer merkez sinir sistemi bozuklukları yaşayan hastalar, araç veya makine kullanmamalıdırlar.
4.8. İstenmeyen etkiler
Klinik çalışmalardan ve/veya spontan bildirimlerden ve lit eratürden elde edilen advers ilaç reaksiyonları MeDRA sistem organ sınıfına göre listelenmiştir. Her bir sistem organ sınıfında advers ilaç reaksiyonları en sık olan önce gelecek şekilde sıklıklarına göre sıralanmıştır. Her bir sıklık grubunda, advers ilaç reaksiyonları azalan ciddiyet sırasına göre verilmiştir. Ayrıca, her advers ilaç reaksiyonu için uygun sıklık kategorisi aşağıdaki şekildedir (CIOMS III): Çok yaygın (≥ 1/10); yaygın (≥ 1/100 ila < 1/10); yaygın olmayan (≥ 1/1.000 ila < 1/100); seyrek (≥ 1/10.000, < 1/1.000), çok seyrek (< 1/10.000), bilinmiyor (eldeki verilerden hareketle tahmin edilemiyor).
Aşağıdaki istenmeye n etkiler DİCLOFLAM® kaplı tabletin ve/veya diklofenakın diğer farmasötik formlarının kısa ya da uzun süre kullanılması sırasında bildirilmiştir.
Kan ve lenf sistemi hastalıkları
Çok seyrek:
Trombositopeni, lökopeni, anemi (hemolitik ve aplastik anemi dahil), agranülositoz.
Bağışıklık sistemi hastalıkları
Seyrek:
Aşırı duyarlılık, anafilaktik ve anafilaktoid reaksiyonlar (hipotansiyon ve şok dahil).
Çok seyrek:
Anjiyonörotik ödem (yüz ödemi dahil).
Psikiyatrik hastalıklar
Çok seyrek:
Dezoryantasyon, depresyon, uykusuzluk, kabus görme, irritabilite, psikotik bozukluk.
Sinir sistemi hastalıkları Yaygın: Baş ağrısı, baş dönmesi.
15
Seyrek:
Uyku hali, yorgunluk
Çok seyrek:
Parestezi, hafıza bozukluğu, konvülsiyon, anksiyete, titreme, aseptik menenjit, tat bozuklukları, disgözi, serebrovasküler olay.
Bilinmiyor:
Konfüzyon, halusinasyon, duygu bozukluğu, halsizlik.
Göz hastalıkları
Çok seyrek:
Görme bozukluğu, bulanık görme, çift görme.
Bilinmiyor:
Optik nörit.
Kulak ve iç kulak hastalıkları Yaygın:
Vertigo.
Çok seyrek:
Kulak çınlaması, işitmede zayıflama.
Kardiyak hastalıklar Yaygın Olmayan*: Miyokard infarktüsü, kalp yetmezliği, palpitasyonlar, göğüs ağrısı. Bilinmiyor:
Kounis Sendromu
Vasküler hastalıklar
Çok seyrek:
Hipertansiyon, hipotansiyon, vaskülit.
Solunum, göğüs bozuklukları ve mediastinal hastalıklar
Seyrek:
Astım (dispne dahil).
Çok seyrek:
Pnömonit.
Gastrointestinal hastalıklar Yaygın: Bulantı, kusma, diyare, dispepsi, abdominal ağrı, gaz, anoreksi.
Seyrek:
Gastrit, gastrointestinal kanama, hematemez, kanlı diyare, melena, gastrointestinal ülser (kanamalı veya kanamasız - perforasyon ile veya perforasyon olmaksızın).
16
Çok seyrek:
Kolit (hemorajik kolit ve ülseratif kolit veya Crohn hastalığının alevlenmesi dahil), kabızlık, stom atit (ülseratif stomatit d ahil), glossit, ö zofagus bo zukluğu, intestinal diy afram hastalığı, pankreatit.
Bilinmiyor:
İskemik kolit.
Hepato-bilier hastalıklar Yaygın: Transaminazlarda artış.
Seyrek:
Hepatit, sarılık, karaciğer bozukluğu.
Çok seyrek:
Fulminan hepatit, hepatik nekroz, karaciğer yetmezliği.
Deri ve deri altı doku hastalıkları Yaygın: Döküntü.
Seyrek:
Ürtiker.
Çok seyrek:
Büllöz d ermatit, egzema, eritem, eritema multiforme, Stevens-Johnson sendromu, toksik epidermal nekroliz (Lyell sendromu), eksfolyatif dermatit, alopesi, ışığa duyarlılık reaksiyonu, purpura, Henoch-Schonlein purpura, kaşıntı.
Böbrek ve idrar yolu hastalıkları
Çok seyrek:
Akut böbrek yetmezliği, hematüri, proteinüri, nefrotik sendrom, tubulointerstisyel nefrit, renal papiller nekroz.
Üreme sistemi ve meme hastalıkları
Çok seyrek:
İmpotans
Genel bozukluklar ve uygulama bölgesine ilişkin hastalıklar
Seyrek:
Ödem.
* Sıklık yüksek bir dozla (150 mg/gün) uzun dönem tedavi verilerini yansıtır.
Seçili advers ilaç reaksiyonlarının açıklaması
Arteriyotrombotik olaylar
Meta-analiz ve farmakoepidemiyolojik veriler, özellikle yüksek dozda (günlük 150 mg) ve uzun
17
dönem tedavi sırasında diklofenak kullanımı ile ilişkili olarak arteriyotrombotik olaylar riskinde (örneğin miyokard enfarktüsü) küçük bir artışa işaret etmektedir (bkz., bölüm 4.4.).
Şüpheli advers reaksiyonların raporlanması: Ruhsatlandırma son rası şüpheli ilaç advers reaksiyonlarının raporlanması büyük önem taşımaktadır. Raporlama yapılması, il acın yarar / risk d engesinin sü rekli ol arak i zlenmesine olanak sağlar. Sağlık mesleği mensuplarının herhangi bir şüpheli advers reaksiyonu Türkiye Farmakovijilans Merkezi (TÜFAM)’ne bildirmeleri gerekmektedir. (www.titck.gov.tr; e- posta: [email protected]; tel: 0 800 314 00 08; faks: 0 312 218 35 99)
4.9. Doz aşımı ve tedavisi
Semptomlar
Diklofenak doz aşımının neden olduğu, tipik bir klinik tablo yoktur. Doz aşımında kusma, gastrointestinal kanama, ishal, göz k ararması, kulak çınlaması veya konvülsiyon görülebilir. Ciddi zehirlenmelerde, akut böbrek yetersizliğinin ve karaciğer hasarının gelişmesi mümkündür.
Terapötik önlemler Diklofenak dahil NSAİİ’lerle akut zehirlenmelerin tedavisi temel olarak destek önlemlerinin alınması ve s emptomatik tedavi uygulanması şeklindedir. Hipotansiyon, böb rek yetmezliği, konvülsiyon, gastrointestinal bozukluk ve solunum depresyonu gibi komplikasyonlar gelişirse, destek önlemleri alınmalı ve semptomatik tedavi uygulanmalıdır.
Zorlu diürez, diyaliz veya hemoperfüzyon gibi özel önlemler; NSAİİ’lerin plazma proteinlerine yüksek oranda b ağlanması ve yüksek oranda biyot ransformasyona uğ raması yü zünden, diklofenak dahil NSAİİ’lerin atılımına muhtemelen yardımcı değildir.
Toksik olabilecek doz aşımından sonra aktif kömür kullanılması ve yaşamı tehlikeye sokacak boyutlardaki doz aşımından sonra mide d ekontaminasyonu (kusturma, midenin yık anması) düşünülebilir.
5. FARMAKOLOJİK ÖZELLİKLER
5.1. Farmakodinamik özellikler
Farmakoterapötik grup: Antiinflamatuvar ve antiromatizmal ürünler, non-steroidaller.
ATC kodu: M01AB05.
Etki mekanizması
DİCLOFLAM
® ; belirgin antiromatik, analjezik, antiinflamatuvar ve antipiretik özelliklere sahip bir nonsteroidal bileşik olan diklofenakın potasyum tuzunu içerir. Deneylerle gösterilmiş olan prostaglandin biyos entezinin inhibisyonu, etki m ekanizmasının t emeli ol arak kabul edilmektedir. Prostaglandinler enflamasyon, ağrı ve ateş meydana gelmesinde büyük rol oynarlar.
Etkilerinin çabuk başlaması nedeniyle DİCLOFLAM ® , akut ağrılı ve enflamatuvar durumların tedavisinde özellikle uygundur.
Diklofenak potasyum in vitro olarak, insanlarda ulaşılana eşdeğer konsantrasyonlarda,
18
kıkırdaktaki proteoglikan biyosentezini baskılamaz.
Farmakodinamik etkiler
DİCLOFLAM
® ’ın orta ve ileri derecede şidd etli ağrıda b elirgin analjezik etki gösterdiği bulunmuştur. Örneğin travmaya v eya cerrahi girişimlere b ağlı enflamasyon varlığında h em spontan, hem de h areket sırasındaki ağrıyı hızla iyil eştirir; enflamatuvar şişliği ve y aradaki ödemi azaltır.
Klinik çalışmalar etkin m addenin primer dismenorede ağrının giderilmesini ve kanamayı azalttığını da göstermiştir.
5.2. Farmakokinetik özellikler
Genel özellikler
Emilim:
Diklofenak, diklofenak potasyum kaplı tabletlerden hızla ve tamamen emilir. Emilim, ilacın alımından hemen sonra başlar ve eşdeğer dozdaki mide asidine dayanıklı diklofenak sodyum tabletlerindeki miktar kadar emilir. 50 mg’lık bir k aplı tabletin alınmasından 20-60 dakika sonra plazmadaki ortalama doruk konsantrasyonu olan 3.,9 mikromol/l’ye ul aşılır. Yemeklerle bi rlikte alınması, emilen diklofenak miktarını etkilemez, yalnızca emilim başlangıcını ve hızını hafifçe geciktirebilir.
Diklofenakın yaklaşık yarısı karaciğerden geçerken metabolize olduğundan (“ilk geçiş” etkisi), oral veya rektal kullanım sonrasındaki plazma konsantrasyonu-zaman eğrisinin altındaki alan (EAA değeri), eşdeğer dozun parenteral yoldan verilmesinden sonraki EAA değerinin yarısı kadardır.
Farmakokinetik özellikler, tekrarlanan uygulamalardan sonra değişmez. Önerilen dozaj sınırları arasında kalındığında hiçbir birikim oluşmaz.
Dağılım: Diklofenak başta albümin (% 99.4) olmak üzere serum proteinlerine % 99.7 oranında bağlanır. Hesaplanan görünen dağılım hacmi, 0.12-0.17 l/kg’dır. Diklofenak, sinovyal sıvıya geçer ve burada, plazmada doruk seviyelerine eriştikten 2-4 saat sonra maksimal konsantrasyonlara ulaşır. Sinovyal sıvıdaki görünen eliminasyon yarı- ömrü 3- 6 saattir. Plazmadaki doruk seviyelere ulaşılmasından 2 saat sonra sinoviyal sıvıdaki aktif madde konsantrasyonları, plazmadakinden yüksektir ve 12 saate k adar yüksek değerde kalır.
Emziren bir annenin sütünde düşük konsantrasyonda (100 ng/ml) diklofenak saptanmıştır. Anne sütü alan bir bebeğin midesine giren tahmini miktar 0,03 mg/kg/gün dozuna eşdeğerdir (bkz. Bölüm 4.6).
Biyotransformasyon:
Diklofenak biyotransformasyonu kısmen intakt molekülün glukuronidasyonu ile, fakat esas olarak tek ve çoğul hidroksilasyonu ve metoksilasyonu ile oluşur ve çoğu glukuronid konjügasyon ü rünlerine dönüşen, bi rçok fenolik m etabolit (3’-hidroksi-, 4’-hidroksi-,5- hidroksi-,4’,5-dihidroksi- ve 3’-hidroksi-4’ -metoksi-diklofenak) meydana gelir. Bu fenolik metabolitlerin ikisi, diklofenaka kıyasla daha az olmakla birlikte biyolojik aktiviteye sahiptir.
19
Eliminasyon:
Diklofenakın plazmadan total sistemik klirensi 263 ± 56 ml/dak.’dır (ortalama değer±SD). Plazmadaki terminal yarı-ömrü 1-2 saattir. İkisi aktif ol an 4 metabolitin plazmadaki yarı- ömürleri de kısa olup 1-3 saat kadardır. 3’-hidroksi-4’-metoksi-diklofenak metabolitinin plazmadaki yarı-ömrü çok daha uzundur ama bu metabolit, hemen hemen inaktiftir.
Günlük 50 mg dozda 8 gün boyunca t ekrarlanan DİCLOFLAM ® uygulaması, plazmada diklofenak birikimine neden olmaz.
Verilen dozun % 60 kadarı intakt molekülün glukuronid konjügasyon ürünü ve hemen hepsi glukuronid konjügasyon ürünlerine dönüşen metabolitler şeklinde idrarla atılır. Dozun % 1’ den daha düşük bir bölümü değişmeden idrarla atılır. Dozun geri kalanı, yine metabolitler şeklinde olmak üzere safra yoluyla dışkı ile vücuttan atılır.
Doğrusallık/Doğrusal olmayan durum: Diklofenak, doğrusal farmakokinetik sergiler. Emilen miktar, dozun miktarı ile doğrusal orantıdadır.
Hastalardaki karakteristik özellikler
Böbrek yetmezliği: Tek-doz kinetiğiyle ilgili bilgil er, böbrek fonksiyon bozukluğu olan hastalarda, genellikle uygulanan dozaj programı dahilinde d eğişmemiş aktif m addenin birikmediği izlenimini vermektedir. Dakikada 10 ml’den daha düşük kreatinin klirensi değerlerinde, hidroksi metabolitlerinin hesaplanan kararlı durum plazma dü zeyleri, normal kişilerinkinin 4 katı kadardır. Ancak bu metabolitler, sonunda safra yoluyla vücuttan atılır.
Karaciğer yetmezliği: Kronik hepatit veya kompanse sirozu olan hastalarda diklofenakın kinetiği ve metabolizması, karaciğer hastalığı olmayan hastalardaki ile aynıdır.
Pediyatrik popülasyon:
DİCLOFLAM
® tabletlerin çocuklarda ve 14 yaşından küçük ergenlerde kullanılması önerilmez (bkz. bölüm 4.2).
Geriyatrik popülasyon: İlacın emiliminde, metabolizmasında veya vücuttan uzaklaştırılmasında yaşa bağlı herhangi bir fark gözlenmemiştir.
Klinik çalışmalar:
DİCLOFLAM
® , uzun zamandır kullanılmakta olan, klinik verileri iyi bilinen bir üründür.
5.3. Klinik öncesi güvenlilik verileri Akut ve t ekrarlanan doz toksisite çalışmalarından elde edilen klinik-öncesi veriler; ayrıca diklofenakla yapılan genotoksisite, mutajenite ve karsinojenite çalışmaları; amaçlanan terapötik dozlarda insanlar için spesifik bir tehlike olm adığını göstermiştir. Standart preklinik hayvan çalışmalarında diklo fenakın farelerde, sıçanlarda v eya t avşanlarda t eratojen etkiye sahip
21
olduğunu gösteren herhangi bir kanıt yoktur.
Diklofenak sıçanlarda, anne-baba fertilitesi üzerinde etki göstermemiştir. Maternal toksik dozlarda minimal fetal etkileri dışında yavruların doğum öncesi, sırası ve sonrası gelişmeleri, diklofenaktan etkilenmemiştir.
NSAİİ v erilmesi (diklofenak dahil), tavşanlarda ovulasyonu ve sı çanlarda implantasyon ve plasentasyonu inhibe etmiş, hamile sıçanlarda duktus arteriosusun erken kapanmasına sebep olmuştur. Sıçanlarda diklon efakın maternal toksik dozları distosi, uzamış gestasyon, fetal sağkalımda düşüş ve int rauterin büyüme geriliği ile ilişkili bulunmuştur Diklo fenakın h em üreme parametreleri ve doğum hem de rahim içindeyken duktus arteriosusun daralması üzerindeki zayıf etkileri prostaglandin sentez inhibitörleri sınıfının farmakolojik sonuçlarıdır (bkz. Bölüm 4.3 ve 4.6).
6. FARMASÖTİK ÖZELLİKLER
6.1. Yardımcı maddelerin listesi
Çekirdek
Mısır nişastası Sodyum Nişasta Glikolat
Tribazik Kalsiyum Fosfat
Polivinil Pirolidon K30
Kolloidal Silikon Dioksit
Magnezyum Stearat
Kaplama
Sukroz Talk
Polietilen glikol 6000
Mikrokristalin selüloz pH 101
Polivinil Pirolidon K30
Titanyum Dioksit
Kırmızı Demir Oksit
Kolloidal silikon dioksit
Gliserol
Kalsiyum Karbonat
Jelatin (sığır kaynaklı)
6.2. Geçimsizlikler Geçerli değil.
6.3. Raf ömrü
24 ay.
6.4. Saklamaya yönelik özel tedbirler
30°C’nin altındaki oda sıcaklığında saklayınız. Rutubetten koruyunuz.
21
6.5. Ambalajın niteliği ve içeriği
10 ve 20 kaplı tabletlerden oluşan blister ambalajlarda.
6.6. Beşeri tıbbi üründen arta kalan maddelerin imhası ve diğer özel önlemler Kullanılmamış olan ürünler ya da atık materyaller “Tıbbi Atıkların Kontrolü Yönetmeliği” ve “Ambalaj Atıklarının Kontrolü Yönetmeliği”ne uygun olarak imha edilmelidir.
7. RUHSAT SAHİBİ
Santa Farma İlaç San. A.Ş. Okmeydanı, Boruçiçeği Sok. No: 16 34382 Şişli- İSTANBUL
Tel: 0212 220 64 00
Faks: 0212 222 57 59
8. RUHSAT NUMARASI
181/46
9. İLK RUHSAT TARİHİ/RUHSAT YENİLEME TARİHİ
İlk ruhsat tarihi: 30.01.1997
Ruhsat yenileme tarihi: 20.07.2010
10. KÜB’ÜN YENİLENME TARİHİ
Resmi PDF:
Son güncelleme: 2026-08-28 11:23:44
Firma: Santa Farma İlaç San. A.Ş.
Reçete Durumu: Reçete ile satılır